KKÜ İTBF. Felsefe Bölümü +90 318 3574242 (4114) Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Zombileşmiş Bilinç ve Pratiko-Atıl Döngüsü: Cranberries’in Zombisine Sartrecı Bir Analiz

‘Zombi’ burada biyolojik bir yaşayan ölü değil, “kendi kötü niyetini inkâr eden... ve o olmadığı şeye ulaşmayı amaçlayan” diğer bir ifadeyle ‘otantik olmayan’ (inauthentic) insandır.


Özet

Bu yazı, The Cranberries'in ‘Zombi’ adlı eserini Jean-Paul Sartre'ın varoluşçu felsefesi ve geç dönem düşüncesindeki ‘Pratiko-Atıl’ kavramı perspektifinden incelemeyi amaçlamaktadır. Şarkı sözleri, yalnızca savaş karşıtı bir protesto olarak değil, ‘radikal özgürlüğünü’ kolektif ideolojilere teslim eden bireyin ontolojik bir eleştirisi olarak yorumlanmıştır. Sartre'ın ‘Kötü Niyet’ (Bad Faith), ‘Olgusallık’ve özellikle ‘Pratiko-Atıl’ kavramları kullanılarak, ‘Zombie’ metaforunun, tarihsel şiddet karşısında kendi sorumluluğunu reddeden özneyi temsil ettiği savunulmaktadır. Çalışma, 1916 Paskalya Ayaklanması'nın özgür ‘Praxis’inin nasıl donmuş bir ‘Atıl’ yapıya dönüşerek 1990'lardaki şiddeti (Warrington saldırıları) yönettiğini ve bireyi ‘Kendi-için-Varlık’tan ‘Kendinde-Varlık’a indirgediğini vurgulamaktadır.

Anahtar Kelimeler: Jean-Paul Sartre, Zombie, Pratiko-Atıl, Kötü Niyet, Otantik Olmama, 1916 Paskalya Ayaklanması, The Cranberries.

Abstract

This study aims to analyze The Cranberries' song ‘Zombie’ through the lens of Jean-Paul Sartre's existentialist philosophy and his later concept of the ‘Practico-Inert.’ The lyrics are interpreted not merely as an anti-war protest, but as an ontological critique of the individual who surrenders their ‘radical freedom’ to collective ideologies. By utilizing Sartre’s concepts of ‘Bad Faith’, ‘Facticity’, and specifically the ‘Practico-Inert’, the paper argues that the metaphor of the ‘Zombie’ represents the subject who denies their own responsibility. The study highlights how the historical ‘Praxis’ of the 1916 Easter Rising has solidified into an ‘Inert’ structure, dictating the violence of the 1990s (Warrington attacks) and reducing the individual from a ‘For-itself’ to an ‘In-itself.’

Keywords: Jean-Paul Sartre, Zombie, Practico-Inert, Bad Faith, Inauthenticity, 1916 Easter Rising, The Cranberries.

 

 

 

 

Giriş

Varoluşçu felsefede savaş ve şiddet, yalnızca jeopolitik hamleler veya dışsal tarihsel olaylar değil, aynı zamanda bireyin bilinç durumunun dışavurumlarıdır. Jean-Paul Sartre, insanın “özgürlüğe mahkûm” (Sartre, 2007, s. 29) olduğunu savunurken, bu radikal özgürlüğün getirdiği ontolojik yükten kaçış yollarını da detaylandırmıştır. The Cranberries grubunun solisti Dolores O'Riordan'ın 1994 yılında, IRA'nın (Provisional Irish Republican Army) Warrington bombalamaları sonucu iki çocuğun ölümüne tepki olarak kaleme aldığı ‘Zombi’, görünürde Kuzey İrlanda meselesine odaklansa da, metnin derin yapısı incelendiğinde Sartre'ın “Being and Nothingness” ile “Existentialism Is a Humanism” eserlerinde tanımladığı yapılarla örtüştüğü görülür. Bu yazıda, şarkıdaki ‘Zombi’ imgesinin, yaşayan bir ölüden ziyade; Sartre'ın terminolojisindeki ‘Kötü Niyet’ (Bad Faith) içinde debelenen ve tarihsel bir ‘Pratiko-Atıl’ tuzağına düşmüş, otantik olmayan (inauthentic) bireye karşılık geldiği gösterilmeye çalışılmaktadır.

 

Kötü Niyet ve ‘Ben Değilim’ Yanılgısı

Sartre'a göre insan, kendi eylemlerinin yegâne yaratıcısıdır ve mazeret üretme hakkına sahip değildir. Varoluş özden önce gelir; Sartre’ın kendi ifadesiyle “…varlığı özünden önce gelen, herhangi bir kavramla tanımlanmadan önce var olan bir varlık vardır. Bu varlık insandır” (Sartre, 2007, s. 22)”. Bu açıdan bakıldığından ona göre birey dünyaya fırlatılmıştır ve seçimleriyle kendini inşa eder. Nitekim Sartre’ın belirttiği gibi insan, “önce insanın var olduğunu kastediyoruz: insan dünyada somutlaşır, kendini bulur ve ancak bundan sonra kendini tanımlar” (Sartre, 2007, s. 22). Ancak savaş ve çatışma durumlarında birey, bu inşa sürecinin getirdiği kaygıdan kaçmak için kendini bir özne olarak değil, olayların sürüklediği bir nesne olarak görme eğilimindedir. Şarkıdaki şu dizeler bu ontolojik kaçışı kristalize eder:

But you see, it's not me, it's not my family” (Ama görüyorsun, ben değilim, benim ailem değil)

Bu ifade, Sartre'ın ‘Kötü Niyet’ kavramının net bir tezahürüdür. Kötü niyetli birey, özgürlüğünün getirdiği sorumluluktan kaçmak için kendini deterministik bir sürecin parçası olarak konumlandırır. Sartre, bu durumu “kötü niyet, kendi içindeki varlığımın içsel parçalanmasına kaçmaya çalışır. Ancak bu parçalanmayı, tıpkı kendi kötü niyetini inkâr ettiği gibi, inkâr eder” (Sartre, 2018, s. 117) diyerek açıklar. Sartre savaş durumunu açıklarken, “Savaş çıktığında bu benim savaşımdır; onu ben hak etmişimdir ve ben onu sürdürürüm” (Sartre, 2018, s. 719)  diyerek bireyin mutlak sorumluluğuna işaret eder. Çünkü insan, “bir kez dünyaya atıldığında, yaptığı her şeyden sorumludur” (Sartre, 2007, s. 29). Oysa şarkıdaki özne, ‘ben değilim’ diyerek bu radikal sorumluluğu reddetmekte, kendi özgür iradesini inkâr ederek kendini masum bir kurbana veya edilgen bir izleyiciye dönüştürmeye çalışmaktadır.

 

Otantik Olmama ve Rol Yapma: Garson ve Asker

Şarkıdaki bireylerin şiddeti bir zorunluluk gibi algılaması, Sartre’ın ‘Otantik Olmayan İnsan’ (Inauthentic) analizine kapı aralar. Otantik olmayan insan, kendi özgürlüğünden korkup kendini bir nesneye indirgeyen ve kendine yalan söyleyen kişidir.

Sartre, bu durumu somutlaştırmak adına Varlık ve Hiçlik eserinde ünlü ‘kafe garsonu’ örneğine başvurur (Sartre, 2018, s.102-104). Garsonun davranışları incelendiğinde, hareketlerinin ölçüsüz bir serilikte, jestlerinin ise adeta bir otomatı andırırcasına abartılı ve mekanik olduğu görülür. Sartre’a göre özne, burada aslında bir ‘garson olma’ oyununu icra etmektedir. Diğer bir deyişle birey, kendini toplumsal rolüyle tamamen özdeşleştirmiş; garsonluğu, sanki başka bir seçeneği yokmuşçasına ontolojik bir zorunluluk gibi yansıtmıştır. Oysa garson olmak, bireyin kendi inşası ve tercihidir; zira her an işi bırakıp gitmeyi seçme özgürlüğüne sahiptir. Sartre bu durumu vurgulamak adına “insan, özgürdür; insan, özgürlüktür” (Sartre, 2007, s. 29) demektedir. Ancak Garson örneğinde olduğu gibi bir çok birey, bu radikal özgürlüğün getirdiği sorumluluktan kaçmak adına kendini bir role hapsetmeyi yeğler.

'Zombi’ şarkısındaki şiddet failleri de tıpkı bu garson gibidir. Onlar birer asker, militan veya dava savunucusu ‘rolünü’ oynamaktadırlar. Tetiği çeken el veya bombayı koyan kişi, “Ben sadece emirleri uyguladım” veya “Davamız bunu gerektiriyor” dediğinde, kendini ahlaki bir özne olmaktan çıkarıp, bir tüfek veya tetik mekanizması gibi bir ‘nesneye’ başka bir terminolojiyle ‘Kendinde-Varlık’ (en soi) haline dönüştürür. Ancak Sartre’ın uyardığı gibi; “insan kendini seçer dediğimizde, sadece her birimizin kendini seçmesi gerektiğini değil, aynı zamanda kendini seçerken tüm insanları da seçtiğini kastediyoruz” (Sartre, 2007, s. 24). Dolayısıyla asker rolüne sığınmak, tüm insanlık adına bir şiddet döngüsünü seçmek demektir ve bu, otantik olmamanın zirvesidir.

 

Pratiko-Atıl Döngüsü: 1916'nın Hayaleti

Şarkının en kritik tarihsel referansı, şiddetin bireysel bir seçimden ziyade tarihsel bir zorunluluk gibi algılanmasına neden olan mekanizmayı ifşa eder. Bu mekanizma Sartre'ın geç dönem felsefesindeki ‘Pratiko-Atıl’ kavramıyla açıklanabilir:

It's the same old theme, since 1916 / In your head, in your head, they're still fightin'” (1916'dan beri aynı eski tema / Kafanın içinde, kafanın içinde hâlâ savaşıyorlar)

Burada 1916, İrlanda'nın bağımsızlığı için başlatılan Paskalya Ayaklanması'nı simgeler. Sartre'ın terminolojisiyle, 1916'daki eylem özgür ve dönüştürücü bir ’Praxis’ti. Ancak bu eylem maddeleşip tarihe karıştığında, donmuş ve kaskatı bir yapıya, yani ‘Atıl’ bir maddeye dönüşmüştür.

Sartre'a göre; “Biz maddeyi şekillendiririz, sonra o madde bizi şekillendirir.” 1916'da yaratılan ‘Milli Dava’, zamanla yaşayanların özgürlüğünü kısıtlayan, onlara ne yapmaları gerektiğini dikte eden ‘Pratiko-Atıl’ bir alana evrilmiştir. Bu bağlamda, “kendini adayan ve sadece kendi seçtiği birey değil, aynı zamanda insanlığın bir bütün olarak ne olması gerektiğini seçen bir yasa koyucu olduğunu fark eden bir insan, kendi tam ve derin sorumluluğunun farkında olmaktan başka bir şey yapamaz” (Sartre, 2007, s. 25). Ancak 1990'larda Warrington’da şiddet uygulayan bir birey, aslında o anki durumu taze bir bilinçle analiz ederek değil, geçmişin yarattığı bu donmuş yapının emrettiği şekilde hareket etmektedir. ‘Kafanın içinde’ savaşın devam etmesi, geçmiş kuşakların (ölülerin) yaşayanları yönetmesi, yani Pratiko-Atıl'ın bireyi yutmasıdır. Geçmiş, bugünü işgal etmiştir.

 

Zombileşme Metaforu ve Nesneleşen Bilinç

Şarkının nakaratında tekrarlanan ‘Zombi’ metaforu, bu varoluşsal analizin özetidir. Sartre bilinci bir ‘hiçlik’ ve ‘olasılıklar alanı’ (Kendi-için-Varlık / Pour-soi) olarak tanımlarken, şarkıdaki zombi zihnini ideolojik araçlarla doldurmuştur:

With their tanks and their bombs and their bombs and their guns” (Tanklarıyla ve bombalarıyla ve bombalarıyla ve silahlarıyla)

Eğer bir zihin, sorgulanmamış bir nefretle, tanklarla ve bombalarla doluysa, o zihin artık akışkan ve özgür olma özelliğini yitirmiş, dışarıdan yönetilen bir otomata dönüşmüştür. ‘Zombi’ burada biyolojik bir yaşayan ölü değil, “kendi kötü niyetini inkâr eden... ve o olmadığı şeye ulaşmayı amaçlayan” (Sartre, 2018, s. 117) ‘otantik olmayan’ (inauthentic) insandır. Sartre'ın ‘Bakış’ analiziyle de açıklanabileceği üzere, bir ideolojinin bakışı altında birey nesneleşir. Şarkıdaki failler, bu bakış altında kendilerini özne olmaktan çıkarıp, sadece birer ‘savaş aracı’ haline getirmişlerdir. Zombileşmek; insanın sorgulayan, ‘hayır’ diyebilen bilincini kapatıp; mekanik, tepkisel ve ölü bir maddeye (En-soi) dönüşme arzusudur.

 

Sonuç

The Cranberries'in ‘Zombi’ eseri, Sartre'ın felsefesi ışığında okunduğunda, özgürlükten kaçışın trajedisini ortaya koyar. Şarkıdaki ‘Zombi’; mazeretlere sığınan, ‘biz değiliz’ diyerek Kötü Niyet sergileyen ve 1916'nın Praxis'inin donarak oluşturduğu Pratiko-Atıl yapıya teslim olan insandır.

Dolores O'Riordan'ın ‘Who are we, mistaken?’ (Biz kimiz, yanılıyor muyuz?) sorusu, Sartre'ın ‘İnsan ne ise o değildir, ne değilse odur’ ilkesini hatırlatır. Zombileşmek, bu seçme zorunluluğunu reddetmektir. Oysa Sartre bu konuda; “başkalarının özgürlüğünü hedef olarak belirlemeden kendi özgürlüğümü hedef olarak belirleyemem... insanın her koşulda yalnızca kendi özgürlüğünü isteyebilen özgür bir varlık olduğunu kabul ettiğimde, aynı zamanda başkalarının özgürlüğünü de istemek zorunda olduğumu kabul etmiş olurum” (Sartre, 2007, s. 49) demektedir. Dolayısıyla Sartre açısından insan hem kendinin hem de diğerlerinin özgür bir varlık olduğunu bilen ve bu açıdan da bu niteliğine bağlı olarak daima seçim yapmak zorunda olan bir varlıktır. Kısacası Sartre perspektifinde özgürlüğe mahkum olan insanın eylemleri açısından seçimsizlik, varoluşu gereği imkan dahilinde değildir. Daha net bir şekilde ifade edilecek olursa insanın "hiçbir seçeneğim yoktu"ya sığınması, onun kötü niyeti sonucu oluşan bir yanılsamadan ibarettir. İnsanlıktan çıkış, tam da bu ‘seçimsizlik’ illüzyonuna inanıldığında ve geçmişin donmuş kalıplarının bugünü yönetmesine izin verildiğinde başlar. Sonuç olarak ‘Zombi’, Sartre'ın ‘özgürlüğe mahkûmiyetinden’ kaçmak için insan olmayı reddeden bilincin kendisidir.

 

Kaynakça

  • Sartre, J. P. (2007). Existentialism is a Humanism. (C. Macomber, Çev.) Yale University Press.
  • Sartre, J. P. (2018). Being and Nothingness. (S. Richmond, Çev.) Routledge.
  • The Cranberries. (1994). No Need to Argue [Albüm]. Island Records.