KKÜ İTBF. Felsefe Bölümü +90 318 3574242 (4114) Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Türün İradesi Olarak Aşk: Schopenhauer’in Aşkın Metafiziği Üzerine Bir İnceleme

Arthur Schopenhauer’in ‘Aşkın Metafiziği’ adlı eserinde ortaya koyduğu 'aşk' kavramı; şairlerin ve sanatçıların betimlediği göksel bir duygu durumundan ziyade, türün devamlılığını garanti altına alan biyolojik bir stratejidir.


Özet

Bu yazı, Arthur Schopenhauer’in ‘Aşkın Metafiziği’ adlı eseri ışığında, aşk kavramının kökenini, amacını ve işleyiş mekanizmasını irdelemeyi amaçlamaktadır. Schopenhauer felsefesinde aşk, romantik veya bireysel bir mutluluk arayışından ziyade, biyolojik ve metafiziksel bir zorunluluk olan ‘Yaşama İradesi’nin bir yansıması olarak ele alınmaktadır. Metin, aşkın temelinde yatan cinsel içtepiyi, doğanın bireyi türün devamlılığı adına nasıl bir sanrıya sürüklediğini ve cinsiyetler arasındaki biyolojik temelli davranış farklılıklarını analiz etmektedir. Sonuç olarak aşk, gelecek kuşakların oluşturulması adına bireyin araçsallaştırıldığı bir doğa olayı olarak tanımlanmıştır.

Anahtar Kelimeler: Schopenhauer, Aşkın Metafiziği, Yaşama İradesi, Cinsel İçtepi, Türün Korunması, İçgüdü.

 

Giriş

Aşk kavramı, tarih boyunca pek çok düşünür tarafından ele alınmış olsa da, Arthur Schopenhauer bu olguyu romantik örtülerinden sıyırarak radikal bir biyolojik ve metafiziksel zemine oturtmuştur. Schopenhauer, La Rochefoucauld’un aşkı hayaletlere benzetip kimsenin ona rastlamadığı yönündeki görüşünü "büyük bir hata" olarak nitelendirir (Schopenhauer, 1965, s. 8). Ona göre aşk, sanat bakımından başarılı ve güzel olan her şeyin içinde bir doğruluk taşıması ilkesi gereği, somut ve evrensel bir gerçekliğe dayanır  (Schopenhauer, 1965, s. 8). Bu eserin temel tezi, en yüce ve incelmiş görünen aşkın dahi, kökenini "yalnız ve yalnız cinsel içtepide" (Schopenhauer, 1965, s. 11) bulduğu gerçeğidir.

 

Aşkın Ontolojik Temeli: Yaşama İradesi ve Türün Amacı

Schopenhauer’e göre her aşk, ne kadar özelleştirilmiş veya bireyselleştirilmiş görünürse görünsün, temelde "cinsel içtepi"dir (Schopenhauer, 1965, s. 11). Bu içtepi, hayata bağlılıktan sonra gelen en güçlü ve etkili eğilim olarak kabul edilmelidir (Schopenhauer, 1965, s. 11,12). İnsan hayatındaki tüm aşk maceralarının, -ister gülünç ister yüce olsun- diğer bütün amaçlardan daha önemli sayılmasının nedeni, bu maceraların "gelecek kuşağın ortaya çıkarılması" (Schopenhauer, 1965, s. 13) gibi hayati bir amaca hizmet etmesidir.

Âşık olan bireylerin hissettiği yoğun arzu ve tek bir varlık halinde birleşme isteği (Schopenhauer, 1965, s. 17) , aslında iki ayrı cinsten insanı birbirine yaklaştıran ‘yaşama iradesi’nin bir oyunudur (Schopenhauer, 1965, s. 18). Bu oyun sayesinde ortaya çıkacak olan  yeni insanın ideası da fenomenler dünyasında gerçekleşmek adına büyük bir hırs ve şiddetle bu birleşmeyi talep etmektedir (Schopenhauer, 1965, s. 18,19). Dolayısıyla aşk ilişkilerindeki temel hareket ettirici öğe ‘Yaşama İradesi’nden başka bir şey değildir.

 

Doğanın Hilesi: İçgüdü ve Bireysel Yanılsama

Doğa, türün devamlılığı gibi soyut bir amacı gerçekleştirmek için bireyi kullanmak zorundadır. Ancak birey doğası gereği bencildir ve onu harekete geçirmek için bencil amaçlarına hitap edilmelidir (Schopenhauer, 1965, s. 22). Schopenhauer, doğanın bu noktada bir "aldatmaca"ya başvurduğunu belirtir. Doğa, bireyin kafasında gerçeğe uymayan bir hayal yaratarak amacına ulaşır; bu hayal "içgüdü"dür (s.23).

Birey, âşık olduğunda kendi zevki ve mutluluğu için hareket ettiğini sanırken, aslında "türe hizmet etmiş olur" (Schopenhauer, 1965, s. 23). İrade, bireysel amaçlar peşinde koştuğu halüsinasyonu içinde genel amaçlara yönelir (Schopenhauer, 1965, s. 24). Bu süreçte karmaşık bir içgüdü devreye girer ve cinsel içtepiyi gidermek için rastgele değil, kişiden kişiye değişen özel bir seçim yapılır (Schopenhauer, 1965, s. 24). Ancak bu seçimin, seven kişiyle değil, "ortaya çıkacak varlıkla" yani doğacak çocukla ilintisi vardır (Schopenhauer, 1965, s. 24,25). Erkeğin hissettiği o "aldatıcı coşkunluk", özünde bir tür için e iyi şeyi yapma anlamına gelen "tür duyuşu"ndan ibarettir (Schopenhauer, 1965, s. 25). Kısacası Schopenhauer için tüm canlılar da olduğu gibi insan da tüm eylemlerini her ne kadar kendisi için gerçekleştirdiğini sansa da nihai anlamda bulunduğu türün devamlılığını sağlamak adına gerçekleştirmektedir.  

 

Seçilim Kriterleri ve Cinsiyetler Arası Dinamikler

Eş seçiminde ‘türün karakterlerinin en güzel biçimde dile geldiği’ bireylerin tercih edilmesi esastır (Schopenhauer, 1965, s. 25) . Schopenhauer’e göre eş seçimimizi etkileyen ilk kriter yaş, ikincisi sağlık , üçüncüsü ise vücut yapısıdır. (Schopenhauer, 1965, s. 33,34) (s.34). Ayrıca bireyler, kendilerinde bulunmayan yetkinlikleri karşı cinste arayarak veya kendi kusurlarının karşıtı olan özellikleri güzel bularak dengeyi sağlamaya çalışırlar (Schopenhauer, 1965, s. 25) . İki bireyin birbirine uygunluğu ne kadar eksikse, birbirlerini tamamlayacakları için tutku da o denli güçlü olur (Schopenhauer, 1965, s. 21).

Cinsiyetler arası sadakat ve bağlılık konusunda ise Schopenhauer biyolojik bir determinizmi savunur. Erkeğin aşkı, cinsel doygunluğa ulaştığı andan itibaren "gözle görülür biçimde azalır" (Schopenhauer, 1965, s. 31). Buna karşılık kadının aşkı, doygunluktan sonra artmaya başlar (Schopenhauer, 1965, s. 32). Bu durum, doğanın amacının türü sürdürmek ve çoğaltmak olmasıyla açıklanır. Erkek biyolojik olarak yılda yüzden fazla çocuk yapabilme kapasitesine sahipken, kadın ne kadar çok ilişkiye girerse girsin yılda ancak bir çocuk yapabilir (Schopenhauer, 1965, s. 32). Bu nedenle erkeğin sadakati 'suni', kadının sadakati ise 'tabii'dir; zira doğa kadını, doğacak çocuğun koruyucusunu ve besleyicisini elinde tutacak şekilde programlamıştır (Schopenhauer, 1965, s. 32). Kadınları büyüleyen özelliklerin başında ise erkeğin irade kuvveti, kararlılığı ve cesareti gelir (Schopenhauer, 1965, s. 35).

 

Sonuç

Arthur Schopenhauer’in ‘Aşkın Metafiziği’ adlı eserinde ortaya koyduğu üzere aşk; şairlerin ve sanatçıların betimlediği göksel bir duygu durumundan ziyade, türün devamlılığını garanti altına alan biyolojik bir stratejidir. İnsan, beyninin gelişmişliği nedeniyle karmaşık içgüdülere sahip olsa da (Schopenhauer, 1965, s. 31), nihayetinde türün iradesine hizmet eden bir araçtır. Birey, sevdiğine sahip olmadığı sürece emin olamaz  (Schopenhauer, 1965, s. 16)  ve bu sahip olma arzusu, doğacak çocuğun varoluş talebidir. Sonuç olarak, bireyin kendi mutluluğu sandığı şey, türün refahı için kurgulanmış bir yanılsamadır; doğa, bireyi aşk yoluyla aldatarak yaşamı sürdürür.

 

 

Kaynakça

Schopenhauer, A. (1965). Aşkın Metafiziği. Oluş Yayınları.