
Yaygın kanının aksine, şeffaflık güven yaratmaz; güveni gereksiz kılar. Güven, "bilmek ve bilmemek" arasındaki o ara bölgede, öteki hakkındaki bilgisizliğe rağmen kurulan olumlu ilişkidir. Byung-Chul Han
Özet
Byung-Chul Han, Şeffaflık Toplumu adlı eserinde, günümüzde demokrasinin ve özgürlüğün garantisi olarak sunulan "şeffaflık" kavramını eleştirel bir süzgeçten geçirir. Han’a göre şeffaflık, güveni tesis eden bir mekanizma değil, aksine güveni ortadan kaldıran ve insanı "camlaştıran" neoliberal bir aygıttır. Eser, şeffaflığın toplumu "olumluluk" diktatörlüğüne sürüklediğini, her şeyin sergi değerine indirgendiği bir "haz ve sır düşmanı" yapı oluşturduğunu savunur. Dijital panoptikonun inşasıyla birlikte bireylerin gönüllü teşhirciliğe yöneldiği bu süreçte, mesafe, mahremiyet ve "öteki"nin gizemi yok edilmekte; toplum, pornografik bir çıplaklığa ve ruhsal tükenişe sürüklenmektedir.
Anahtar Kelimeler: Şeffaflık, Neoliberalizm, Dijital Panoptikon, Olumluluk Toplumu, Teşhircilik, Pornografi.
Abstract
In his work The Transparency Society, Byung-Chul Han critically examines the concept of "transparency," which is presented today as the guarantor of democracy and freedom. According to Han, transparency is not a mechanism that establishes trust, but rather a neoliberal apparatus (dispositif) that eliminates trust and makes human beings "glass-like." The work argues that transparency drives society into a dictatorship of "positivity," creating a structure hostile to pleasure and secrets where everything is reduced to its exhibition value. In this process, accompanied by the construction of a digital panopticon where individuals engage in voluntary exhibitionism, distance, privacy, and the mystery of the "Other" are destroyed; leading society towards a pornographic nakedness and burnout.
Keywords: Transparency, Neoliberalism, Digital Panopticon, Society of Positivity, Exhibitionism, Pornography.
Giriş
Günümüzün hâkim paradigması, hayatın tüm alanlarında "şeffaflık" talep etmektedir. Siyasetten ekonomiye kadar uzanan bu talep, demokrasiyi, verimliliği ve enformasyon özgürlüğünü artıracak bir ideal olarak sunulsa da (Han, 2020, s. 11) , Byung-Chul Han bu kavramın karanlık yüzüne işaret eder. Han'a göre şeffaflık, sadece bir açıklık durumu değil, toplumsal süreçlerin bütününü kapsayan ve onları köklü bir değişikliğe uğratan "sistemik bir zorlama"dır (Han, 2020, s. 16). Bu zorlama, insanı ve toplumu "neoliberal bir aygıtın (dispositiv)" parçası haline getirerek (Han, 2020, s. 12) totaliter bir şiddet biçimine dönüşme potansiyeli taşır. Şeffaflık toplumu, iddia edilenin aksine bir güven toplumu değil, incelikli bir "kontrol toplumu"dur (Han, 2020, s. 11).
Olumluluk Toplumu ve Negatifliğin Tasfiyesi
Şeffaflık toplumu, özünde bir "olumluluk toplumu"dur. Han'ın kavramsallaştırmasında şeffaflık, şeylerin her türlü "olumsuzluktan" arındırılması, pürüzsüzleştirilmesi ve sermayenin akışına dirençsiz bir şekilde katılmasıyla mümkündür (Han, 2020, s. 15). Olumluluk toplumu, çatışmayı, acıyı, sırrı ve "başka türlü olma" ihtimalini tasfiye eder. Facebook’un "Dislike" (Beğenmedim) butonunu sunmaması ve sadece "Like" (Beğendim) üzerinden işlemesi, olumluluk toplumunun karakteristiğidir (Han, 2020, s. 23).
Bu düzleşme süreci, zamanı ve dili de etkiler. Zaman, olaylardan ve kaderden arındırılmış bir "şimdiler dizisi"ne indirgenirken (Han, 2020, s. 15); dil, hiçbir çift anlamlılık barındırmayan, formel ve mekanik bir yapıya bürünür (Han, 2020, s. 16). İnsan ruhunun derinliği, Nietzsche’nin belirttiği gibi "olumsuzlukta oyalanabilme" yeteneğine bağlıyken (Han, 2020, s. 20) (s. 20); şeffaflık toplumu insanı sadece performans gösteren, hesaplanabilir ve yönlendirilebilir bir veri yığınına dönüştürür. Olumsuzluğun yokluğu ve her şeyin ışıklandırılması, insan ruhunda yanmaya ve tükenişe (burnout) yol açar (Han, 2020, s. 17).
Dijital Panoptikon ve Gönüllü Teşhircilik
Han, günümüz toplumunun yapısını Bentham’ın Panoptikon’u ile kıyaslayarak yapısal bir dönüşümü ortaya koyar. Klasik panoptikonda mahkûmlar yalıtılmış haldedir; oysa günümüzün "dijital panoptikonu"nda sakinler, yalıtılmışlıktan ziyade "hiper-iletişim" halindedirler (Han, 2020, s. 68). Buradaki kontrol, özgürlüğe bir saldırı olarak değil, özgürlüğün bizzat kullanımıyla gerçekleşir. Bireyler, Google ve sosyal ağlar gibi platformlarda kendilerini "gönüllü olarak" ifşa eder, kendi arzularıyla her şeylerini açık ederler (Han, 2020, s. 12) (Han, 2020, s. 72).
Bu yeni yapıda fail ve kurban, sömüren ve sömürülen iç içe geçmiştir (Han, 2020, s. 70). Kişi, kendini sergileyerek dijital panoptikonla aktif bir işbirliği yapar (Han, 2020, s. 12). Teşhircilik ve röntgencilik (voyörizm), internetin beslendiği ana damarlardır (Han, 2020, s. 68). Bu bağlamda şeffaflık, totaliter rejimlerdeki "hizaya getirmenin" (Gleichschaltung) yeni adı olmuştur (Han, 2020, s. 16). Özel alanın ve mahremiyetin ortadan kalktığı, "dışarısı"nın olmadığı bu yapıda, dünya devasa bir sergi salonuna dönüşür ve içinde ikamet etmek imkânsızlaşır (Han, 2020, s. 28).
Pornografik Toplum ve Eros’un Ölümü
Şeffaflık zorlaması, şeylerin "aura"sını ve gizemini yok ederek dünyayı pornografik bir hale getirir. Han, pornografiyi sadece cinsel içerik olarak değil, nesnelerin "tüm sırlarından arınmış olarak derhal tüketilmeye açık" bir meta haline gelmesi olarak tanımlar (Han, 2020, s. 28). Yüzün (Face), bakışın aurasından yoksun bir "teşhir nesnesine" dönüşmesi, aşkınlığın (transzendenz) yitimi ve "aynının içkinliğinin" zaferidir (s. 26).
Şeffaflık, "mesafe"yi ortadan kaldırır. Oysa mesafe, ilişkinin canlılığının ön koşuludur (Han, 2020, s. 18) . Tamamen şeffaf olan bir ilişki, cazibesini yitirmiş ölü bir ilişkidir; çünkü "ötekinin şeffaf olmayışıdır ilişkiyi canlı tutan" (Han, 2020, s. 18) Barthes ve Sartre referanslarıyla belirtildiği üzere, pürüzsüz, kırılmasız ve tamamen görünür olan beden müstehcenleşir (Han, 2020, s. 41) (Han, 2020, s. 47). Sırrın, peçenin ve örtünmenin olmadığı yerde arzu barınamaz; şeffaflık hayal gücüne imkanlarını örme izni vermez (Han, 2020, s. 31,32) . Bu nedenle şeffaflık toplumu, haz düşmanı bir toplumdur (Han, 2020, s. 31).
Güven ve Hakikat Sorunu
Yaygın kanının aksine, şeffaflık güven yaratmaz; güveni gereksiz kılar. Güven, "bilmek ve bilmemek" arasındaki o ara bölgede, öteki hakkındaki bilgisizliğe rağmen kurulan olumlu ilişkidir (Han, 2020, s. 70). Her şeyin bilindiği ve şeffaf olduğu bir yerde güvene ihtiyaç yoktur. Bu yüzden "şeffaflık güven yaratır" değil, "şeffaflık güveni ortadan kaldırır" demek gerekir (Han, 2020, s. 70).
Ayrıca şeffaflık ile hakikat de özdeş değildir (Han, 2020, s. 23). Enformasyon yığını ve aşırı iletişim, hakikati oluşturmaz; aksine varlık eksikliğine işaret eder. Hakikat, diğer şeyleri yanlışlayarak kendini var ederken, şeffaflık sadece "mevcut olanın" sergilenmesidir (Han, 2020, s. 23).
Sonuç
Byung-Chul Han’ın çözümlemeleri ışığında, şeffaflık talebinin masum bir aydınlanma isteği değil, insanı sistemin işlevsel bir öğesine indirgeyen ideolojik bir baskı aracı olduğu görülmektedir (Han, 2020, s. 17). İnsan ruhu, kendine bile tam olarak şeffaf değilken (Han, 2020, s. 18), toplumsal yaşamın mutlak şeffaflığa zorlanması şiddet içerir. Otonomi, ötekini tamamen anlamak değil, ondaki anlaşılmazlığı kabul etmektir; Richard Sennett'in ifadesiyle bu bir "opak eşitliktir" (Han, 2020, s. 18).
Sonuç olarak, şeffaflık toplumu, sırrın, gölgenin, olumsuzluğun ve başkalığın barınamadığı; her şeyin performansa, sergi değerine ve pornografik bir görünürlüğe indirgendiği totaliter bir yapıdır. Bu "aynının cehennemi"nden (Han, 2020, s. 16) çıkış, ancak mesafenin, mahremiyetin korunmasıyla ve şeffaflığın mutlaklaştırılmasına karşı "örtük kalma hakkı"nın savunulmasıyla mümkün olabilir.
Kaynakça
Han, B.-C. (2020). Şeffaflık Toplumu. (H. Barışcan, Çev.) İstanbul: Metis Yayınları.
B

