KKÜ İTBF. Felsefe Bölümü +90 318 3574242 (4114) Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Objektivist Etikte Değerin Ontolojik Temeli ve Rasyonel Egoizm

"Değer" kavramını mümkün kılan yegâne şey "Yaşam" kavramıdır


Özet

Bu yazı, Ayn Rand'ın "Bencilliğin Erdemi" eserinde ortaya koyduğu ahlak teorisinin metafiziksel ve epistemolojik temellerini incelemektedir. Çalışma, "değer" kavramının ancak "hayat" kavramı ile mümkün olabileceği tezinden hareketle; insanın hayatta kalma aracı olan aklın rolünü, rasyonalitenin temel erdem oluşunu ve insanın kendi kendisinin amacı olduğu ilkesini tartışmaktadır.

 

Giriş: Ahlakın Tanımı ve Değerin Ön Koşulu

Ahlak veya etik, insanın seçimlerine ve eylemlerine rehberlik eden bir değerler bütünüdür; bu seçimler bireyin yaşamının amacını ve gidişatını belirler (Rand, 1964, s. 13). Rand'a göre etik, keyfi bir kurallar dizisi değil, keşfedilmesi ve tanımlanması gereken bir bilimdir. Bu bilimin merkezinde yer alan "değer" kavramı, birincil bir veri değildir; aksine, "kimin için değer?" ve "ne için değer?" sorularını öncelikle gerekli kılar. Değer, bir varlığın bir alternatif karşısında bir amaca ulaşmak için harekete geçmesini gerektirir. Alternatifin olmadığı yerde, ne amaçtan ne de değerden söz edilebilir (s. 16).

 

Yaşam: Değerlerin Metafiziksel Standardı

Evrendeki temel alternatif, var olmak veya var olmamak arasındadır ve bu alternatif yalnızca canlı organizmalar için geçerlidir. Cansız madde biçim değiştirebilir ancak varlığı sona ermez; oysa yaşam, koşulsuz değildir. Rand'ın (1964) Galt’ın konuşmasından alıntıladığı üzere; "Yaşam, kendi kendini sürdüren ve kendi kendini üreten bir eylem sürecidir" (s. 16). Organizma bu eylemde başarısız olursa ölür; geriye kimyasal elementler kalır ancak yaşam yok olur. Dolayısıyla, "Değer" kavramını mümkün kılan yegâne şey "Yaşam" kavramıdır (s. 16).

Metafiziksel olarak yaşam, kendi başına bir amaç olan tek fenomendir. Nihai bir amaç olmaksızın ikincil amaçlardan veya araçlardan söz etmek imkansızdır; bu durum, var olmayan bir sona doğru giden sonsuz bir ilerleme dizisi yaratır ki bu hem metafiziksel hem de epistemolojik bir imkansızlıktır (s. 17-18). Bir organizmanın hayatı, onun değer standardıdır: Hayatını ileri götüren şey "iyi", tehdit eden şey ise "kötü"dür (s. 17).

 

İnsanın Doğası ve İradi Bilinç

Diğer canlı türlerinden farklı olarak insanın otomatik bir hayatta kalma kodu yoktur. İnsan; neyin iyi neyin kötü olduğunu, hangi değerlere bağlı olduğunu ve yaşamını sürdürmek için hangi eylemleri gerçekleştirmesi gerektiğini otomatik olarak bilemez (Rand, 1964, s. 20-21). İnsanın bilinci, bilgi edinme kapasitesine sahip olsa da bu süreç otomatik işlemez. İnsanın ayırt edici özelliği, bilincinin "iradi" (volitional) olmasıdır (s. 21).

Bu noktada "Rasyonalite" kavramı devreye girer. Rasyonalite, insanın temel erdemi ve diğer tüm erdemlerinin kaynağıdır. Buna karşılık insanın temel kötülüğü, zihnini odaklamaması, yani bilincini askıya almasıdır. Bu durum körlük değil, görmeyi reddetmek; cehalet değil, bilmeyi reddetmektir (s. 27). Aklı reddetmek, insanın hayatta kalma aracını reddetmektir; zihin karşıtı olan, yaşam karşıtıdır (s. 28).

 

Objektivist Etikte Üç Temel Değer ve Mutluluk

Objektivist etiğin üç temel değeri; Akıl (Reason), Amaç (Purpose) ve Özsaygı'dır. Bu değerlere karşılık gelen erdemler ise Rasyonellik, Üretkenlik ve Gurur'dur (s. 27). Üretken çalışma, rasyonel bir insanın hayatının merkezi amacıdır ve diğer tüm değerler hiyerarşisini belirler (s. 27).

Rand'ın (1964) sosyal ilkesine göre; tıpkı yaşamın kendi başına bir amaç olması gibi, her insan da kendi başına bir amaçtır. İnsan, başkalarının amaçları için bir araç değildir. İnsan kendi iyiliği için yaşamalı; ne kendisini başkaları için feda etmeli ne de başkalarını kendisi için feda etmelidir (s. 30). Bu bağlamda "kendi iyiliği için yaşamak", kişinin kendi mutluluğunu en yüksek ahlaki amaç olarak görmesi demektir.

Mutluluk, kişinin değerlerine ulaşmasından doğan bilinç durumudur. Ancak bu mutluluk irrasyonel arzularla (whims) elde edilemez. Bir mazoşistin, bir mistiğin ya da anlık hazların peşindeki birinin durumu mutluluk değil, yalnızca kronik korku halinden bir anlık kaçıştır (s. 31). Gerçek mutluluk ve yaşam, gerçeklikten kopuk hezeyanlarla sürdürülemez; insan irrasyonel bir sahtekarlıkla anlık başarılar elde etse de, sonuçlardan kaçmakta özgür değildir (s. 31).

 

Sonuç

Ayn Rand'ın “Bencilliğin Erdemi” eserindeki metinlerden hareketle yapılan bu analiz, ahlakın keyfi bir toplumsal uzlaşı değil, biyolojik ve metafiziksel bir zorunluluk olduğu gerçeğini ortaya koymaktadır. Değer kavramının ontolojik kökenini "yaşam" olgusuna dayandıran Rand, insanın hayatta kalmasının otomatik bir süreç olmadığını, bilakis iradi bir bilinç ve rasyonel seçimler gerektirdiğini kanıtlamaktadır.

Bu bağlamda rasyonalite, yalnızca entelektüel bir tercih değil, temel bir hayatta kalma aracı ve en yüksek erdem olarak belirginleşir. Aklın reddi veya odaklanmamış bir zihin durumu, yaşamın reddi ile eşdeğerdir ve bireyi kaçınılmaz bir yıkıma sürükler. Objektivist etiğin nihai çıkarımı şudur: İnsan, başkalarının amaçları için kurban edilecek bir araç değil, kendi varoluşunun mimarı ve "kendinde bir amaç"tır. Dolayısıyla ahlaki mükemmellik; kendini feda etmeyi değil, aklı rehber edinerek üretken değerler yaratmayı ve bu değerlerin sonucunda ulaşılan hak edilmiş mutluluğu hedefler.

 

Kaynakça

Rand, A. (1964). The Virtue of Selfishness. New York: Signet Press.