"Eğer hiçbir şey yoksa, bilinç de olamaz" Ayn Rand
Ayn Rand'ın Objektivizmi Üzerine Bir Derkenar *
Objektivizm, Ayn Rand’ın kendi felsefesine verdiği bir isim olarak karşımıza çıkar. Fakat bu gelişigüzel bir ad koyma eylemi değildir. Onun düşüncelerini bu şekilde kavramlaştırmasın altında belli başlı nedenler yatmaktadır ve bunlar onun felsefesinin özünü teşkil ederler. Rand’ın bunları “Metafizik: Nesnel Gerçeklik; Epistemoloji: Akıl; Etik: Kişisel Çıkar; Politika: Kapitalizm” (Rand, 1962a, s. 35) şeklinde dört ana başlık altında topladığı görülmektedir.
Rand’ın felsefesinin dörtlü tasnifinde yer alan ve ilk sırada bulunan metafizikle anlatılmak istenen, gerçekliğin var olduğu ve bunun insanın duygu ve istekleri ya da umut ve korkuları gibi öğelerinden bağımsız olduğudur; ikincisi olan epistemolojiyle ise aklın insana gerçekliği kavratabilecek yegâne araç olarak kabul edilmesi gerektiğidir. Felsefesinin üçüncü kısmı olarak karşımıza çıkan Etik, bir akıl sahibi olarak insanın kimsenin aracı olmayacağıyla ilgili birtakım değerlendirmeleri içerir. Buna göre her insan kendi başına bir amaçtır ve bu amaçlılık ona kendi mutluluğunun peşinde koşmasından başka bir sorumluk yüklememektedir. Sonuncusu yani kapitalizm ise insanların birbiriyle ilişkisini meşru kılan ilkenin ne olduğuna ve çoğunlukla gönüllük esasına ilişkin temellendirmeler üzerine yoğunlaşılan tartışmaların bulunduğu bir bölümdür. (Rand, 1962a, s. 35). Bu tasniflerden de anlaşıldığı üzere Rand, insanı bir amaç olarak kabul eder. Buradaki amaçtan kasıtsa kişinin kendi refahı olan mutluluğunu aramaktır ki bunlar onun felsefesinin etik kısmını oluşturur ve aynı zamanda inşa ettiği felsefesinin bu kategorisi, onun egoizminin de ortaya koyulacağı bölüm olarak karşımıza çıkar. Fakat Rand’ın genel fikrilerine ve felsefesinin temelleriyle ilgili sıralamasına bakıldığında, objektivizmin etik kısmının inşasının tek başına ele alınması olası görülmemekte ve öncellikle metafizikle ilgili görüşlerinin ortaya koyulmasına bağlı olduğu anlaşılmaktadır. Bu açıdan onun felsefesini daha anlaşılır hale getirmek adına öncelikle Rand’ın metafizikle yani gerçeklikle ilgili görüşlerine; sonrasında epistemolojiyle ilişkisine bakmak daha yararlı olacaktır.
Ayn Rand, daha önce de belirtildiği gibi insan ve felsefe arasında zorunlu bir bağ kurar. Ona göre insan, felsefe yapıp yapmaması hususunda bir olasılıksızlıkla karşı karşıyadır. Felsefeyi icra etme hususunda seçeneği yoktur; fakat nasıl bir felsefe yapacağı, daha doğrusu felsefesini ne ile besleyeceği konusunda etken bir yapıya sahiptir. Öyle ki bir bilim adamının da; garip gelse de şiddet yanlısı bir vahşinin de felsefesi vardır (Bernstein, 2009, s. 56). Burada ikisi arasındaki farkın nedeni, nasıl bir yol izledikleridir. Rand’a göre bu yol rasyonel bir yol olmalıdır. Bir felsefi rotayı rasyonel kılan özellik ise her konudaki bilginin bir grubun görüşlerine, düşüncelerine, inançlarına ve duygularına dayanmaması gerektiğidir. Rand için tek bir dayanak vardır; bu da ‘gerçek’ ya da diğer bir ifadeyle ‘varolan neyse o’dur. (Bernstein, 2009, s. 58). İşte bu nokta da onun metafiziğinin kapıları aralanmaktadır.
Ayn Rand için metafizik, “varoluşun ya da Aristoteles'in ifadesiyle ‘varlık olarak varlığın incelenmesinin’ alanıdır.” (Rand, 1984, s. 3). Buradaki ‘varoluş’ kavramının onun düşüncesindeki önemi, en geniş kaplama[1] sahip olmasıdır. Çünkü bu kavram, var olan, olmuş ve olacak tüm her şeyi kuşatır (Peikoff, 1993, s. 5). Bu açıdan varolan için ortaya koyulacak ilk ve temel ifade “varlık, vardır.” (Rand, 2007, s. 1015) önermesidir. Ona göre böyle bir önerme “yokluğun hiçliğinden farklı olarak bir şey olma”yı (Rand, 2007, s. 1016) ve “belirli niteliklerden oluşan belirli bir doğaya sahip bir varlık olma”yı (Rand, 2007, s. 1016) ifade etmektedir. Burada Rand, bir başka noktaya daha dikkat çekmek ister. Onun dikkat çekmek istediği husus, varlık vardır önermesini “A, A’dır” şeklinde formüle ettiğimizde karşımıza akıl ilkelerinden olan özdeşlik ilkesinin çıkmasıdır. Bu açıdan ona göre varlık ve özdeşlik arasında tabiri caizse zincirle kenetlenmiş bir bağ vardır. Dolayısıyla ona göre “varoluş özdeşliktir” ve “ister bir nesne ister bir nitelik ya da bir eylem olsun, neyi göz önünde bulundurmayı seçerseniz seçin, özdeşlik yasası aynı kalır.” (Rand, 2007, s. 1016). ‘Bir şey neyse odur’ şeklinde ifade edebileceğimiz özdeşlik ilkesi, değişmeyen bir yasa olduğundan ve Rand’ın düşüncesinde varoluşun da özdeşlikle sıkı bir bağı bulunduğundan; varoluşun da değişmeyeceği fikrine ulaşılır. Başka bir ifadeyle ona “alternatif ya da rakip olabilecek bir yokluk, bir hiçlik alemi yoktur… varoluş ne yaratılabilir ne de yok edilebilir” (Bernstein, 2008, s. 38). Rand bu yüzden varlığın var olduğu önermesini bir aksiyom olarak kabul eder (Rand, 2007, s. 1016). Çünkü aksiyomlar, “genellikle temel, apaçık bir gerçeği tanımlayan önermeler olarak kabul edilirler” (Rand, 1979, s. 73) ve her değişmeye rağmen; her daim kendi kendisiyle “aynı kalırlar” (Rand, 2007, s. 1016). Bunun nedeni, bu tür önermelerin aksiyomatik kavramlar tarafından oluşturulmalarıdır. Aksiyomatik kavramın özelliği ise öncelikle analiz edilemiyor olmasıdır; yani herhangi bir bileşeni bulunmadığından; kendisinden başka bir şeye indirgenemez. Aynı zamanda da tüm bilgilerde örtük olarak bulunur. Bunlara ek olarak da hiçbir kanıt ya da açıklama gerektirmez; fakat tüm açıklamalar ve kanıtlamaların dayanağıdır (Rand, 1979, s. 73). Eğer aksiyom, bu şekilde anlaşırsa ‘varlık vardır” kendisinden tüm yargıların çıkarılabileceği değişmeyen ve kendi kendiyle aynı olan bir öncül önerme olarak karşımıza çıkar ve sonuç olarak da Ayn Rand’ın felsefesinin ilk aksiyomu olarak yerini alır. Bununla beraber ‘varlık’ kavramı da ilk aksiyomatik kavram olarak kabul edilir.
Rand’ın objektivizmin temel üç aksiyomu vardır. Bunlardan ilki, belirtildiği üzere ‘varlık vardır’ önermesidir. Bu ilk diğer üçünün de kaynağını teşkil eder. Çünkü bir şeyin bilgisinden ya da nasıl bilineceğinden önce o şey, öncelikle var olmalıdır. Eğer bir şey yoksa kavrama, düşünme ve bilme de olmaz. Şu açıktır ki ‘varlık vardır’, ifadesi bize var olan her neyse onun hakkında hiçbir bilgi vermez. Sadece var olduğunu söyler. Ama o özeldir çükü her şeyin de temelidir (Peikoff, 1993, s. 5). Bu açıdan Rand düşüncesinde varoluş vardır ve her şeyden öncedir.
Aksiyomatik bir kavram olan varlık, akabinde ikinci bir kavramı karşımıza çıkarır ki o da ‘bilinç’ kavramıdır. Çalışmanın insanla ilgili bölümünde de ele alındığı üzere ‘bilinç’, var olanın algılanması yani farkında olunması anlamlarını taşır. Rand’ın ifadesiyle “Bilinç, farkındalık yetisidir” (Rand, 1979, s. 37) ve bilince sahip olmak demek, bir şeyin bilincinde olmayı ifade eder (Peikoff, 1993, s. 6). Bunla birlikte bilinç, pasif bir özellikte değildir, o aktif bir süreç olarak anlaşılmaktadır. Fakat ifade edildiği üzere bilinç, en nihayetinde bir şeyin bilinci olmak zorunda olduğundan; varlık ve bilinç arasında önemli bir ilişki vardır ki o da hiçbir şeyin olmaması durumunda bilincin de esamesinin okunmayacağıdır. Rand’ın ifadesiyle
“Eğer hiçbir şey yoksa, bilinç de olamaz: bilincinde olunacak hiçbir şeyin olmadığı bir bilinç, terimlerde bir çelişkidir. Kendisinden başka hiçbir şeyin bilincinde olmayan bir bilinç, terimlerde bir çelişkidir: kendisini bilinç olarak tanımlayabilmesi için önce bir şeyin bilincinde olması gerekir. Algıladığınızı iddia ettiğiniz şey mevcut değilse, sahip olduğunuz şey bilinç değildir” (Rand, 2007, s. 1016).
Rand’ın ifadelerinden de anlaşıldığı üzere varlık ve bilinç arasında kurulan bu sıkı bağ sayesinde bilincin ortaya çıkış koşulu, ‘varlık, vardır’ aksiyomuna bağlanır. Böylece Rand’ın da dikkat çekmeye çalıştığı gibi ‘var olanın’ öncelliği söz konusu olmuş olur. Dolayısıyla Rand’ın ifadelerinden hareketle “varoluş bilinçten önce gelir” önermesine rahatlıkla ulaşılabilir; fakat buradaki öncelliğin mantıksal açıdan bir öncelik olduğunu da belirtmek gerekir (Bernstein, 2008, s. 40). Çünkü Rand, varoluşun önceliği düşüncesiyle temelde gerçekliğin bilinçten bağımsız bir şekilde var olduğunu, onun bilincin iradesine ve arzusuna bağlı olarak değişmediğini ve bu açıdan varlığın her daim neyse o şekilde bulunduğunu ve bulunacağını (Bernstein, 2008, s. 41) anlatmaya çalışmaktadır.
Tek gücü varlığın farkında olmak olan bilinç, daha önce de ifade edildiği üzere sadece hayvan ve insana has bir özellik olarak karşımıza çıkar. Fakat bu insan ve hayvan bilinçlerin özdeş olduğu anlamına da gelmez. Bu açıdan bilincin farklı mertebelerinin bulunduğunu belirtmek gerekir. Öncelikle hayvan ve insanda ortak olan bilinç, duyu ve algı düzeyinde kendini gösterir. Bilinç, bu seviyede ‘algısal bilinç’ adını alır. Algısal bilinç, Rand’a göre aktif olduğu gibi aynı zamanda da otomatiktir. Yani iradi değildir ve bu noktada çok üst bir işleve ihtiyaç olmadan, varlığın farkına varır (Rand, 1979, s. 37). Bilinç, bu düzeyde yaşam ve ölüm meselelerinin üst bir farkındalığına sahip olmaksızın; sadece yaşamın korunması ve sürdürülmesi hedefleri için otomatik bir şekilde işlev görür (Branden, 1966, s. 9). Diğer mertebe ise artık sadece insanın sahip olduğu bir bilinç seviyesidir. Bu noktada bilinç ‘kavramsal bilinç’ adını alır ve bu mertebenin önemi, bilincin iradi olduğudur (Rand, 1979, s. 37). Bu açıdan bakıldığında insanın bilincinin kronolojik bir dizi aşamadan geçtiği anlaşılır. Bunlar ‘Duyusal Aşama’, ‘Algısal Aşama’ ve en nihayetinde insanın özel kılan ‘Kavramsal Aşama’lardır. İşte burada objektivizmin metafizik boyutundan epistemolojik boyutuna geçiş yapılır. Çünkü bilincin algısal aşamasıyla birlikte bilginin elde edilme sürecine adım atılmıştır. Algısal bilinçle birlikte bilgi edinmenin kapısı aralanmış olsa da; insan bilincinin ayırt edici özelliği, burada değil; onu daha üstün kılacak olan kavramsal aşamadadır (Rand, 1966, s. 99). Böylece bilinç, kavramsal özelliğiyle birlikte tüm benzerlerinden sıyrılıp en üst mertebeye ulaşır.
Epistemolojik boyuta geçişle birlikte metafizik kısımdan da ayrılmayan Ayn Rand’ın objektivizminin son aksiyomu ve aksiyomatik kavramı karşımıza çıkar. Şöyle ki, ‘Kavramsal Bilinç’ üst düzey bilgi olan kavram bilgisini elde edebilmek için yine ‘var olana’ yönelecektir; bu açıdan metafizikten bir kopuş yaşanmaz. Fakat artık basit ve otomatik bir farkındalık da söz konusu değildir. Üst bir bilincin kavrayacağı bir yapı söz konusudur. O da ‘Kimlik’tir. Kimlik kavramı, bir şeyin neyse o şekilde olduğunun ifadesidir. Bu açıdan daha önce de belirtilen varlık ve özdeşlik arasındaki bağ, bu nokta da daha anlaşılır hale gelmektedir. Çünkü kimlik, bir şeyin neyse o olması, yani her türlü değişmeye rağmen kendisiyle aynı kalan anlamına gelir. Rand buna örnek olması açısından “bir yaprak aynı anda taş olamaz, aynı anda hem kırmızı hem de yeşil olamaz, aynı anda hem donup hem de yanamaz. A, A'dır” (Rand, 2007, s. 1016) demektedir. Yani var olanlar arasında bir ayrım yapılmasına imkan tanıyan aksiyomatik kavram, kimliktir ve bu, var olanların ‘birim’ haline gelmesine imkan tanır. Böylece varlık kavramından birim kavramına geçiş gerçekleşmiş olur. Bu geçişi gerçekleştirebilecek bilinç ise kavramsal bilinçtir. Bu yüzden de Rand, insanın sahip olduğu bu gücü “varlıkları, birimler olarak görme yeteneği” (Rand, 1966, s. 100) olarak tanımlar. Böylece bu bilinç mertebesinde varolan insan, bir varlık olarak farkına varmanın ötesine sıçrayarak; ‘varoluş vardır’dan ‘varoluş kimliktir’e geçme imkanı bulur. Çünkü gerek temel aksiyomatik kavram olan ‘varlık’ ya da ‘varoluş’ gerekse üçüncü sırada yer alan ‘kimlik’ kavramlarında önemli bir ilke olarak karşımıza çıkan ve “A, A’dır” şeklinde formüle edilebilen özdeşlik ilkesi, bu iki aksiyomatik kavramın birbirinden ayrılmasının mümkün olmadığının bir göstergesidir. Bu açıdan bakıldığında aslında her ikisinin de birbirini ima ettiği anlaşılmaktadır. Kısacası bir varlığın ne olduğunun ortaya koyulmasından önce mutlaka o şeyin var olması zaruridir (Peikoff, 1993, s. 7). Eğer yoksa zaten bilme de gerçekleşmez. Sonuç olarak “hem metafizik hem de epistemolojik bir kavram” (Bernstein, 2008, s. 48) olan objektivizmin varlık, bilinç ve kimlik ile ilişkisi, “varoluş vardır, var olan şey kimliktir, farkındayım bilinçtir” (Peikoff, 1993, s. 7) şeklinde formüle edilebilir.
Aksiyomlar bölünmez en temel gerçekleri ifade ederler ve insan bilinci bunu açıkça kavraya bilme özelliğine sahiptir. Fakat bunun böyle olması, tüm insanların aksiyomları aynı düzeyde ve açıklıkta kavrayabilecekleri anlamına da gelmez (Peikoff, 1993, s. 7). Burada bir yöntem sorununun varlığına dikkat çekilmektedir. Sonuç olarak kimlik ve özdeşlik olarak varoluş, ‘neyse o’ olduğundan evrensellik ifade eder ve bu açıdan varoluşun kendisinin herkesçe aynı ölçüde kavranması gerekir; eğer bu konuda bir farklılaşma söz konusuysa problem varoluşun kendisinde değil; bilincin kullandığı araçlardadır. Doğru bir yöntemin belirlenmesi bu açıdan önemlidir. Bu aşamada yapılması gereken aklın rehberliğini kabul etmektir. Diğer bir ifadeyle mantığın ışığında ilerlemektir. Bilgi edinme yolunda aklın ve mantığın askıya alınıp, tamamen kaprislere, mistik değerlere ve duygusal çalkantılara ve bir grubun kabullerine bağlı kalarak hareket etmek, aksiyomatik kavramların ve bunlardan elde edilecek diğer bilgilerin keşfedilmesini engelleyecektir (Bernstein, 2008, s. 47). Bu açıdan bilincin bu konudaki tek aracı akıldır (Bernstein, 2009, s. 63). Rand’ın ifadesiyle “her şey akıl tarafından keşfedilmelidir” (Rand, 1967, s. 8) ki bu rasyonelliğin kendisidir. Çükü rasyonellik, “varlığın var olduğu, hiçbir şeyin gerçeği değiştiremeyeceği ve hiçbir şeyin onu algılama eyleminin, yani düşünmenin önüne geçemeyeceği gerçeğinin kabul edilmesi” (Rand, 2007, s. 1015) anlamına gelir. Dolayısıyla ‘rasyonellik’, Rand’ın objektivizminin vazgeçilmezi olarak kabul edilir.
Rand’ın felsefesi olan objektivizmin ilk iki kısmı ‘metafizik’ ve ‘epistemoloji’dir. Son iki bölümünü ise ‘etik’ ve ‘siyaset’ oluşturur. Metafiziğin bize sunduğu aksiyom, varlığın ya da başka bir ifadeyle gerçekliğin nesnel ve mutlak bir şekilde mevcut olduğudur. Yani gerçek, insanın duyguları, istekleri gibi durumlardan etkilenmez; onlardan bağımsız olarak vardır. Epistemolojinin ortaya koymaya çalıştığı ise aklın gerçekliği ve bilgiyi elde etmek için tek araç olduğudur. Buna göre akıl insanın tek rehberi olmalıdır. Rand’ın bu konudaki düşüncelerinin açıklamaları yukarıdaki kısımlarda ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Fakat yaşamın en yüksek ahlaki amacının, insanın kendi mutluluğunun peşinde koşmak olduğuyla ilgili temellendirme için etikle ilgili bölüme geçiş yapmak gerekir (Rand, 1962a, s. 35). Çünkü Rand’ın objektivizmi “bu dünyada yaşama felsefesi” (Rand, 1974a, s. 4) olarak tanımladığı göz önüne alındığında; onun felsefesinin bir ‘Yaşam Felsefesi’ olarak anlaşılması uygun olacaktır ve bu durum etik kısmın önemini daha açık hale getirir. Bu açıdan bakıldığında objektivizmin konusu metafizik ve epistemolojiden kopmamakla birlikte; insanın değerleri keşfetmesi anlamını da içermektedir.
* Egoizmin İki Yüzü: Thomas Hobbes ve Ayn Rand adlı doktora tezimin ilgili bölümünden alınmıştır.
[1] Klasik mantıkta kaplam kavramın içine aldığı üyelerin tümüdür. İçlem ise bu üyelerin bu kavrama dahil olmasını sağlayan ortak özellikleridir.
Kaynakça
Bernstein, A. (2008). Objektivism in One Lesson - An Introduction to The Philosophy of Ayn Rand. USA: Hamilton Books.
Bernstein, A. (2009). Ayn Rand For Beginners. USA: For Beginners.
Branden, N. (1966, January). The Objektivist Theory of Volition. Objektivist, s. 7-12.
Peikoff, L. (1993). Obkjectivism: The Philosophy Ayn Rand. USA: Merdian Book.
Rand, A. (1962a, Agust). Introducing Objektivism. The Objectivist Newsletter, 1(8), s. 35.
Rand, A. (1966, Jully). Introduction To Objectivist Epistemology. Objektivist, s. 97-107.
Rand, A. (1967). Capitalism: The Unknown Ideal (Mass Market Paper b.). USA: Signet.
Rand, A. (1974a, January 14). The Ayn Rand Letter, January 14, 1974. Letter January 14, 1974, 3(8).
Rand, A. (1979). Introduction to Objectivist Epistemology. USA: New American Library.
Rand, A. (1984). Philosophy: Who Needs It (100th Centennial Edition November Mass Market Papercak b.). USA: Signet.
Rand, A. (2007). Atlas Shrugged. London: Penguin Book.


