KKÜ İTBF. Felsefe Bölümü +90 318 3574242 (4114) Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Çözüm Bende Saklı

"Benim de keyifle uyguladığım bu terapi yöntemini çocuk ve gençler de çok seviyorlar. Şikâyet edileceklerini düşünerek geldikleri terapistin olumlu havası, güçlü yönlerine vurgu yapan tarzı, kendilerini ‘başroldeki uzman’ olarak hissetmeleri onları terapi sürecinin merkezine çekiveriyor." Olcay GÜNER


Klinik Psikolog Olcay Güner’in çözüm odaklı yaklaşımı çocuk ve ergen terapisi bağlamında ele aldığı çalışması, geleneksel psikoterapinin patoloji ve sorun merkezli yapısına karşı yenilikçi bir alternatif sunmaktadır. Güner, kitabın önsözünde çalışmasının temel amacını ve çözüm odaklı yaklaşımın ruhunu şu ifadelerle açıklamaktadır:

“Geleneksel psikoterapi yöntemleri uzun yıllar 'sorun' a odaklanarak sorun çözmeye çalışırken; 'yaratıcı' bir yaklaşımla 'çözüm' e odaklanmayı seçen Steve De Shazer ve Insoo Kim Berg’i günümüz terapistlerinin birçoğu minnetle anıyor. Zira ‘Çözüm Odaklı Terapi’ yöntemi ile çalışan terapistler hedefledikleri sonucu daha kısa sürede alıyor, terapileri olumlu bir havada geçiyor, danışanları terapiyi keyifle sürdürüyorlar” (Güner, 2011, s. vii).

Çözüm odaklı terapinin özellikle çocuk ve genç yaş grupları üzerindeki olumlu etkilerine değinen yazar, bu yöntemin klinikteki pratik yansımalarını ve genç danışanların sürece olan aktif katılımını şu sözlerle aktarmaktadır:

Benim de keyifle uyguladığım bu terapi yöntemini çocuk ve gençler de çok seviyorlar. Şikâyet edileceklerini düşünerek geldikleri terapistin olumlu havası, güçlü yönlerine vurgu yapan tarzı, kendilerini ‘başroldeki uzman’ olarak hissetmeleri onları terapi sürecinin merkezine çekiveriyor.” (Güner, 2011, s. vii).

Kitabın temel hedeflerinden biri de bu yenilikçi yöntemi çocuk ve ergenlerle çalışan profesyoneller için rehber niteliğinde bir kaynağa dönüştürmektir. Güner, klinik uygulamalarla zenginleştirdiği bu çalışmanın uzmanlara katkı sağlamasını temenni ederken, çocuk ve gençlerin kendi içsel potansiyellerine olan inancını şu şekilde vurgulamaktadır:

“Klinik uygulamalarla zenginleştirmeye gayret ettiğim bu kitabın çocuk ve gençlerle çalışan ve çözüm odaklı terapiyi merak eden, uygulayan uzmanlara faydalı olmasını diliyorum. Çözüm gerçekten 'onlar' da saklı.” (Güner, 2011, s. vii).

Psikoloji biliminin tarihsel gelişiminde, bireyin eksikliklerine odaklanan geleneksel yaklaşımlardan pozitif psikolojiye doğru köklü bir paradigma değişimi yaşanmıştır. Güner, bu dönüşümü ve pozitif psikolojinin alana getirdiği yeni soluğu şu cümlelerle ifade etmektedir:

“Uzun yıllar boyunca psikoterapiler genellikle bireyin aksayan, sorunlu alanlarına odaklanmıştır. Psikoterapi adeta ‘bozuk’ olanı ‘tamir etmek’ gibi düşünülmüştür" (Güner, 2011, s. 1). "Pozitif psikoloji, yalnız kötü olanı onarmak değil, aynı zamanda iyi olana da odaklanarak yaşam kalitesini yükseltmek üzerinde durarak psikoloji alanında bir farklılık yaratmıştır.” (Güner, 2011, s. 1-2).

Güner, danışanların iyileşme sürecindeki en büyük etkenin, onların bastırılmış veya fark edilmemiş güçlü yönlerinin açığa çıkarılması olduğunu savunmaktadır. Geleneksel yaklaşımların aksine, çözüm odaklı kısa süreli terapi tekniğinin sorunun analizinden ziyade doğrudan geleceğe ve çözüme odaklandığını şu sözlerle belirtmektedir:

“Sorunları azaltan aslında psikoterapi sürecinde kişilerin güçlü yönlerinin ve kişisel kaynaklarının uyanmasıdır” (Güner, 2011, s. 2). “Çözüm odaklı kısa süreli terapi tekniği ise, sorunu çözmeye odaklanmaktansa, tamamen çözümün kendisine odaklanır. Hatta geçmişten uzak duran tutumu ile de pek çok geleneksel terapi yönteminden ayrılır.” (Güner, 2011, s. 5)

Bu yaklaşımın kuramsal temellerinde, sorunun kökenini aramanın iyileşme süreci için bir zorunluluk olmadığı fikri yatar. Yazar, çözüm odaklı terapinin öncülerinden De Shazer'ın bu konudaki radikal duruşunu şu alıntıyla temellendirmektedir:

“De Shazer (1988), bir sorunu çözmek için onun nedenini bilmenin gerekli olduğuna inanmamaktadır. Ona göre sorunla çözüm arasında hiçbir ilişki yoktur.” (Güner, 2011, s. 5)

Çözüm odaklı kısa süreli terapinin felsefesi ve teknik uygulamalarını belirleyen temel ilkeler, insanı bütüncül bir şekilde ele alan ve onun güçlü yanlarını merkeze koyan bir anlayışa dayanmaktadır. Yöntemin özünü oluşturan bu felsefi ilkeler kitapta şu şekilde sıralanmaktadır:

“ ‘İnsanın sahip olduğu problemlerden daha fazlası olduğunu bilmek’, ‘eksikliklerden çok kaynakları aramak’, “Olası ve arzu edilen gelecekleri (hedefleri) incelemek’, ‘Bu gelecek hayallerinin gerçekleşmesine şimdiden katkıda bulunan şeyleri araştırmak’, ‘Danışanları kendi hayatlarının her alanında uzman kişiler olarak görmek’.” (Güner, 2011, s. 7)

Klinik pratikte terapistin yolunu aydınlatan ve sürecin gidişatını belirleyen ana prensipler ise değişime karşı direnç göstermemeyi ve işlevsel olana sadık kalmayı öğütler. Bu bağlamda, terapistin müdahalelerinde rehberlik edecek pragmatik kurallar şu şekilde ifade edilmektedir:

“İyi sonuç veren, işe yarayan hiçbir şeyi değiştirme. Yaptığın şey biraz bile işe yaramışsa devam et, tekrar dene. Yaptıkların işe yaramıyor ise, tekrar deneme. Farklı bir şey yap.” (Güner, 2011, s. 7)

Çocukların bilişsel ve duygusal gelişim süreçleri yetişkinlerden oldukça farklıdır. Bu durum, çocuklarla yürütülen terapi süreçlerinin de kendine özgü bir metodoloji gerektirmesine neden olur. Yazar, çocukların problem çözme süreçlerindeki doğal eğilimlerini şu gözlemleriyle aktarmaktadır:

“Çocuklar yaşadıkları problemlerin nedeni üzerine düşünmeye pek ihtiyaç duymazlar. Problemi tümdengelimli biçimde düşünmez veya problemin nedenine açıklamalar bulmaya çalışmazlar” (Güner, 2011, s. 36). “Çocukları yakından gözlemlediğimizde sorunun çözümüne deneme-yanılma metodu ile ulaşmaya çalıştıklarını görürüz.” (Güner, 2011, s. 36)

Yetişkin terapilerinden farklı olarak çocuklar, genellikle terapi odasına kendi rızalarıyla gelen danışanlar değillerdir. Bu durum, terapi ilişkisinin başlangıcında çocukların terapiste karşı geliştirdikleri algıyı doğrudan etkilemektedir:

“Çocuklar terapistlere gelen ziyaretçilerdir. Genellikle kendi istekleri ile gelmezler. Çoğunlukla da terapistleri ailelerin verdiği ön bilgi ışığında davranışlarını düzeltecek, sorunlarını giderecek kişi olarak görürler.” (Güner, 2011, s. 37)

Son olarak, çocukların hayatındaki mikro ve makro sistemlerin (aile, okul, sosyal çevre) terapi sürecine entegre edilmesi, kalıcı bir iyileşme sağlanması açısından hayati önem taşımaktadır. Yazar, çocuk danışanlarla çalışırken sistemik iş birliğinin ve ebeveyn katılımının önemini şu sözlerle vurgulamaktadır:

“Çocuklar hayatlarındaki yetişkinlere bağımlı olduklarından bu kişiler (öğretmenler, sağlık uzmanları, vs.) ile bağlantı halinde nasıl çalışılacağını bilmeniz gereklidir.” (Güner, 2011, s. 38). “Ebeveynler çocukların hayatlarındaki gerçek uzmanlar olarak iyileşme sürecinin her adımında var olmalı, bilgilendirilmeli ve onlara rehberlik edilmelidir.” (Güner, 2011, s. 40).


Kaynakça

Güner, O. (2011). Çözüm bende saklı!, Efil Yayınevi.