
'Bunu yaparsan şunu alırsın' paradigması, kısa vadede itaat sağlasa da, uzun vadede isyana, niteliksizliğe ve içsel motivasyonun kaybına yol açmaktadır.
Özet
Bu Yazı, Alfie Kohn’un Ödüllerle Cezalandırılmak adlı eseri ekseninde, popüler davranışçılığın eğitim ve çocuk yetiştirme üzerindeki etkilerini eleştirel bir bakış açısıyla incelemektedir. Çalışma, "Bunu yaparsan şunu alırsın" mantığına dayalı ödül-ceza sistemlerinin, bireyin özerkliğini, yaratıcılığını ve ahlaki gelişimini nasıl sekteye uğrattığını tartışmaktadır. Analiz sonucunda, dışsal motivasyon araçlarının kısa vadeli itaat sağlasa da, uzun vadede içsel motivasyonu, iş birliğini ve öğrenme arzusunu yok ettiği; çözümün ise kontrol yerine özerklik ve güven ortamının inşasında yattığı ortaya konulmuştur.
Giriş
Modern toplumda çocuk yetiştirme, eğitim ve iş yönetimi süreçlerine hakim olan temel anlayış, kökleri Skinnerci psikolojiye dayanan davranışçılık ekolüdür. Kohn'a (2020) göre bu yaklaşımın özü, "Bunu yaparsan şunu alırsın" formülüne indirgenmiştir. Bu teknik öylesine kanıksanmış ve yaygınlaşmıştır ki, "varlığının bile farkına varmaz oluruz, iyice köklendiği için kulağa düz mantık gibi gelmeye" başlamıştır (s. 13-14). Ancak bu "düz mantık", insan doğasının karmaşıklığını göz ardı etmekte ve bireyi sadece dış uyaranlara tepki veren pasif bir varlık olarak kurgulamaktadır. Bu makalenin amacı, söz konusu davranışçı yaklaşımın, özellikle ödül mekanizması üzerinden bireyin benliği ve potansiyeli üzerinde yarattığı tahribatı literatürdeki bulgular ışığında analiz etmektir.
Davranışçılığın İnsan Doğasına İndirgemeci Yaklaşımı
Davranışçı ekolün temel yanılgısı, insan davranışlarını laboratuvar ortamındaki hayvan davranışlarıyla eşdeğer görmesidir. Kohn (2020), bu yaklaşımın temel varsayımını şöyle eleştirir: "Bir kutu içine konup açlıktan ölme noktasına getirilen ve bir düğmeye basmaktan başka işi olmayan bir farenin, tüm insan davranışlarının özünün yatmakta olduğu" düşüncesi hakimdir (s. 38). Bu perspektifte insan benliği "kökünden sökülüp atılmış ve kişi de bir davranış dağarcığına indirgenmiştir" (s. 38).
İnsanları teşviklerle yönlendirilecek "pasif varlıklar" (s. 39) olarak görmek, insan olmakla ilişkilendirdiğimiz "yaratıcılık, sevgi, ahlak ve özgürlük" gibi değerlerin ortadan kaldırılmasına zemin hazırlar (s. 18). Dolayısıyla, insanı manipüle edilebilir bir nesne olarak gören bu anlayış, aslında insan onuruna vurulmuş "küçük bir darbe" niteliğindedir.
Ödüllerin Paradoksu: Bir Ceza Olarak Ödül
Genel kanının aksine, ödüller pozitif pekiştireçler değil, aslında gizli cezalardır. Kohn'un (2020) ifadesiyle, "Ödüller cezalandırır. Ödüller ilişkileri zedeler. Ödüller nedenleri göz ardı eder" (s. 212-213). Bir çocuğa ödül vererek sunulan mesaj aslında bir rüşvettir (s. 28). Daha da önemlisi, ödül sisteminin çalışabilmesi için bireyin "belli oranda yokluk içinde" tutulması gerekmektedir (s. 52-53).
Ödül odaklı yaklaşım, yapılan işin niteliğini ve o işe duyulan ilgiyi doğrudan düşürmektedir. Araştırmalar göstermektedir ki, "bir ödül uğruna çaba gösteriyorsak, yalnızca gerektiği kadarını yaparız" (s. 83). Örneğin Teresa Amabile’nin çalışmaları, ödül beklentisiyle yazılan şiirlerin, ödül düşüncesi olmayanlara kıyasla daha niteliksiz olduğunu ortaya koymuştur (s. 62). Çünkü "burnunuzun ucunda sallanıp duran şeyi ne kadar çok istiyorsanız, onu elde etmek için yapmanız gereken şeyden o kadar soğuyabilirsiniz" (s. 106).
Eğitimde ve Ahlaki Gelişimde Tahribat
Eğitim sistemindeki not ve sınav odaklı yapı, öğrencinin odağını öğrenme eyleminden koparıp performansa ve dışsal görünüme kaydırmaktadır (s. 190). Kohn (2020), sınav kağıdına yazılan bir notun, öğrencinin gelişimine dair hiçbir fikir belirtmediğini (s. 244) ve notlara odaklanan çocukların yaratıcı düşüncede geride kaldığını vurgular (s. 191).
Ahlaki gelişim açısından ise durum daha vahimdir. Ceza ve ödül, vicdanın özerkleşmesini olanaksız kılar (s. 205). Ödül vaadiyle motive edilen çocuklar, ödül ortadan kalktığında davranışı sürdürmezler; çünkü "dünya üzerinde hiçbir çocuk yoktur ki sırf ödül uğruna gerçekleştirdiği davranışı ödül kesildikten sonra da sürdürsün" (s. 196). Bu durum, yardımseverlik ve iş birliğine yatkınlığın azalmasına neden olur (s. 212).
Sonuç
Sonuç olarak, "bunu yaparsan şunu alırsın" paradigması, kısa vadede itaat sağlasa da (s. 59), uzun vadede isyana, niteliksizliğe ve içsel motivasyonun kaybına yol açmaktadır. Herzberg'in belirttiği gibi "aylaklık ve umursamazlık, saçma sapan işlere verilen sağlıklı tepkilerdir" (s. 228).
Çözüm, çocukları ve bireyleri kontrol etmekten vazgeçip, onların "özgür irade ve özbelirleme" (s. 267) güçlerini desteklemekte yatmaktadır. Çocuklar doğaları gereği "heyecanlı ve becerikli öğrencilerdir" (s. 271). Onları geliştirecek olan şey ödüller veya cezalar değil; kendilerini güvende hissettikleri, risk alabildikleri ve duygularını paylaşabildikleri bir ortamdır (s. 288). Robert Frost'un şiirinde de belirtildiği gibi, sorunların üstesinden gelmenin "en iyi çıkış yolu, dümdüz içinden geçip gitmektir" (s. 275); yani kısa yollar (ödüller) aramak yerine, sürecin kendisine ve bireyin içsel dünyasına odaklanılmalıdır.
Kaynakça
Kohn, A. (2020). Ödüllerle Cezalandırılmak (Y. Ataman, Çev.). Görünmez Adam Yayıncılık.

