KKÜ İTBF. Felsefe Bölümü +90 318 3574242 (4114) Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Kutsal Annelik Efsanesi ve Kadının Çelişkisi: Elisabeth Badinter’in Perspektifinden Bir İnceleme

“Herkes çocuk yapabilir, ancak müstakbel annelerin çok azı esas hakikatin farkında: Çocuk sahibi olmak hayatın sonudur.” E. Bedinter.


 

ÖZET

Kutsal Annelik Efsanesi ve Kadının Çelişkisi: Elisabeth Badinter’in Perspektifinden Bir İnceleme

Bu yazı, Elisabeth Badinter’in ‘Kadınlık mı? Annelik mi?’ adlı eseri ışığında, modern toplumda kadınlık ve annelik rolleri arasındaki çatışmayı ele almaktadır. Çalışma, annelik içgüdüsünün evrenselliğini sorgulayarak, "doğal annelik" söyleminin kadın özgürlüğü üzerindeki kısıtlayıcı etkilerini irdelemektedir. Yazarın argümanlarına dayanarak; emzirme, doğal doğum ve "bonding" (bağlanma) teorileri gibi natüralist yaklaşımların, kadını yeniden eve hapseden yeni bir patriarkal baskı aracı haline gelişi tartışılmaktadır. Çocuğun ailenin yeni "efendisi" konumuna yükselmesi ve kadının bireysel arzuları ile annelik sorumlulukları arasındaki "çelişki" metnin odak noktasını oluşturmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Annelik içgüdüsü, natüralizm, kadınlık, bağlanma teorisi, bireycilik.

 

ABSTRACT

The Myth of Sacred Motherhood and Woman’s Conflict: An Examination from Elisabeth Badinter’s Perspective

This study examines the conflict between the roles of womanhood and motherhood in modern society in the light of Elisabeth Badinter's work The Conflict: The Woman and the Mother. Questioning the universality of maternal instinct, the study scrutinizes the restrictive effects of the discourse of "natural motherhood" on women's freedom. Based on the author's arguments, it is discussed how naturalist approaches such as breastfeeding, natural birth, and "bonding" theories have become new patriarchal tools of oppression that confine women back to the domestic sphere. The rise of the child as the new "master" of the family and the "conflict" between women's individual desires and maternal responsibilities constitute the focus of the text.

Keywords: Maternal instinct, naturalism, womanhood, bonding theory, individualism.

 

 

Giriş

Elisabeth Badinter, ‘Kadınlık mı? Annelik mi?’ adlı eserinde, modern kadının kimlik bunalımını ve annelik kurumuyla olan gerilimli ilişkisini merkeze alır. Yazar, toplum tarafından kutsanan ve ‘doğal’ bir zorunluluk olarak sunulan anneliğin, aslında kültürel, ideolojik ve biyolojik argümanlarla desteklenen bir baskı mekanizmasına dönüşebileceğini savunur. Bu yazı, Badinter’in eserde öne sürdüğü tezler ve alıntılar üzerinden, annelik içgüdüsünün sorunsallaştırılmasını, "iyi anne" baskısını ve natüralizmin kadın üzerindeki etkilerini inceleyecektir.

 

Annelik İçgüdüsünün Sorunsallaştırılması ve Aklın Rolü

Badinter’in temel itirazlarından biri, anneliğin evrensel ve değişmez bir içgüdü olduğu kabulüne yöneliktir. Toplumsal söylemde sıkça yer bulan "Çocuk arzusu evrenseldir. Bu arzu, sürüngen beynimizin derinliklerinden, varlık nedenimiz olan 'soyu devam ettirme' içgüdüsünden doğar" (Badinter, 2010, s. 17) şeklindeki yaygın kanının aksine yazar, bu arzunun ne sabit ne de evrensel olduğunu belirtir. Ona göre; "Kimileri çocuk ister, kimileri istemez. Kimileri ise aklından bile geçirmez."  (Badinter, 2010, s. 17).

Avrupa’nın en doğurgan kadınlarına sahip olunmasının ardında yatan nedenleri sorgulayan Badinter, annelik içgüdüsünü ‘canlı tutma’ çabasının, aslında anneliğin kendisine zarar verip vermediğini tartışmaya açar (Badinter, 2010, s. 13). Bu bağlamda çocuk sahibi olma kararı, içgüdüsel bir dürtüden ziyade aklın devrede olduğu bir süreç olmalıdır; ancak yazar burada bir paradoksa işaret eder. Ona göre, “aklın, doğurma kararında gerçekten çok az bir etkisi vardır. Buna karşılık çocuk doğurmama kararında aklın etkisi muhtemelen çok daha fazladır(Badinter, 2010, s. 19).

Çocuk sahibi olmamayı seçmek, toplum nezdinde hala bir açıklama gerektiren bir sapma olarak görülmektedir. Bir anneye neden anne olduğu sorulmazken, çocuksuz insanlardan neden çocuk sahibi olmadığına ilişkin sürekli gerekçeler talep edilmektedir (Badinter, 2010, s. 20). Oysa çocuk sahibi olmak, ona göre “Bir insanın, hayatında alacağı en altüst edici karardır(Badinter, 2010, s. 18) ve sağduyu, bu fedakarlığın sınırlarının ciddi şekilde sorgulanmasını gerektirir.

 

Natüralizmin Yükselişi Ve "İyi Anne" Baskısı

Badinter, son dönemde yükselen natüralist (doğacı) akımların ve biyolojik belirlenimciliğin kadınları yeni bir cendereye soktuğunu ileri sürer. Özellikle ‘bonding’ (bağlanma) teorileri ve emzirme ısrarı, kadını bebeğe fiziksel ve ruhsal olarak tam bağımlı hale getirmektedir. Kennel ve Klaus gibi araştırmacıların iddialarıyla güçlenen, doğumdan hemen sonraki ‘tensel temas’ın zorunluluğu fikri, zamanla genişleyerek annenin çocuğuyla bir yıl boyunca bütünleşmesi gerektiği noktasına varmıştır (Badinter, 2010, s. 53,54). Bu teoriler, çocukların bu bağdan mahrum kalmaları halinde "tahammül edilmez olacakları, suçlu ve muhtemelen terörist olacakları" (Badinter, 2010, s. 55) gibi korkutucu senaryolarla desteklenmektedir.

Bu ‘doğal’ süreçlerin en önemli ayağı emzirmedir. Badinter’e göre son yirmi yılda tanık olunan annelik devriminin merkezinde emzirme yer alır (Badinter, 2010, s. 73). Anne sütünün sayısız faydasının sıralandığı bu süreçte varılan sonuç kesindir: “İyi anne, emziren annedir” (Badinter, 2010, s. 78). Ancak bu durum, kadının bedeninin ve zamanının tam denetimini gerektirir. “Doğanın otoritesi tartışılamaz” (Badinter, 2010, s. 75) anlayışı, biyolojiyi erdemlerin temeli haline getirerek, bu normlara uymayanları mahkûm eder (Badinter, 2010, s. 66).

Eski feminist teorilerin aksine, yeni bir feminizm dalgası da bu biyolojik farkı yücelterek sürece katkıda bulunmaktadır. Simone de Beauvoir’ın kültüralist yaklaşımına sırt çeviren bu yeni anlayış, anneliği kadınlığın merkezine yerleştirir (Badinter, 2010, s. 61). Fouque gibi düşünürler, gebelik yeteneği üzerinden kadının ahlaki üstünlüğünü savunur (Badinter, 2010, s. 65,66). Bu durum, Darwin’in 1871’de dile getirdiği, kadının "annelik içgüdüleri nedeniyle" şefkatli olduğu görüşüyle (Badinter, 2010, s. 64) paralellik gösterir ve kadını yeniden geleneksel rollere hapseder.

 

 

Çocuk: Yeni Efendi ve Kadının Özgürlük Çelişkisi

Modern kadının trajedisi, bireyselleşme arzusu ile annelik görevleri arasındaki çatışmada yatar. “ Önce ben’in ilke haline geldiği bir uygarlıkta annelik bir meydan okuma, hatta bir çelişkidir" (Badinter, 2010, s. 21). Annelik artık kadının kendini onaylamasının yegâne yolu değildir, ancak çocuk bir kez ortaya çıktığında "her şeyi istiyorum" şiarı, yerini "ona her şeyi sunmalıyım" (Badinter, 2010, s. 21) zorunluluğuna bırakır.

Badinter, bu durumu tarihsel bir ironi olarak nitelendirir: "Batılı kadınların, tam da patriarkal düzenden kurtuldukları sırada evde yeni bir efendilerinin olması tarihsel bir ironidir" (Badinter, 2010, s. 101). Bu yeni efendi, ‘masum bebek’tir ve erkek hakimiyetinin, kendisine rağmen en iyi müttefiki olmuştur (Badinter, 2010, s. 102). Fakat burada altını çizmek gerekir ki Badinter açısından günümüzün annelik modeli, geçmişe kıyasla çok daha çetindir; çünkü anneden sadece bakım değil, çocuğun psikolojik ve entelektüel gelişimi için "tam mesaili bir çalışma" (Badinter, 2010, s. 119) beklenmektedir.

Bu ağır yük, kadınların doğurganlık kararlarını ve yaşam tarzlarını da etkilemektedir. Kadınlar artık özgürlüklerini güvence altına almadan, tatmin edici bir iş ve hayat arkadaşı bulmadan çocuk yapmayı ertelemektedir (Badinter, 2010, s. 29). Doğum kontrol yöntemlerinin ve epidüral anestezi gibi tıbbi müdahalelerin kullanımı da bu bireysel tercihin bir parçasıdır. Bazıları acıyı bir "hayat ritüeli" olarak görüp yüceltse de (Badinter, 2010, s. 48), hedonist bireycilik acısız zevki veya zevkin öncelikli olmasını talep eder; bu nedenle natüralizmin en büyük düşmanı hedonist bireyciliktir (Badinter, 2010, s. 173).

Bütün bunlara ek olarak Badinter, eğitimli ve profesyonel kadınların aile dışından hizmet satın alarak annelik yükünü hafifletebildiklerini fakat daha az donanımlı olan ve ekonomik özgürlüğü olmayan annelerin ise böyle bir şansı olmadığını belirterek (Badinter, 2010, s. 25), Durkheim’dan beri bilindiği üzere evlilik ve çocuk bakımının yükünün hala kadınların omuzunda olduğunu (Badinter, 2010, s. 24) özellikle vurgulamaktadır.

 

 

Sonuç

Elisabeth Badinter, ‘Kadınlık mı? Annelik mi?’ eserinde, modern toplumda kadının içine düştüğü sıkışmışlığı çarpıcı bir dille ortaya koymaktadır. Kitaptan edinilen izlenime göre; annelik, aldatıcı bir hale ile sarmalanmış, sevgi ve mutluluk düşleriyle pazarlanan ancak gerçekte "hayatın sonu" (Badinter, 2010, s. 22) olabilecek kadar ağır sorumluluklar içeren bir olgudur.

Yazar, anneliğin içgüdüsel ve kutsal bir görevden ziyade, ağır bir toplumsal ve "doğal" baskı aracına dönüştüğünü savunmaktadır. "Bonding" teorileri, emzirme diktaları ve mükemmel annelik beklentisi, kadının özgürleşme mücadelesinde kazandığı hakları tehdit etmektedir. Biyolojik belirlenimciliğe dayalı bu yeni muhafazakarlık, çocuğu ailenin merkezine koyarak kadını ikincil plana itmektedir. Badinter’in analizi, kadının sadece bir ‘anne’ olarak değil, kendi arzuları ve aklı olan bir birey olarak var olma mücadelesinin, modern çağda şekil değiştirerek ama şiddetinden bir şey kaybetmeyerek devam ettiğini göstermektedir.

 

KAYNAKÇA

Badinter, E. (2010). Kadınlık mı? Annelik mi? (A. Ekmekci, Çev.). İstanbul: İletişim Yayınları.

 


Eserden Bazı Alıntılar:

Çocuk arzusu ne sabittir ne de evrenseldir. Kimileri çocuk ister, kimileri istemez. Kimileri ise aklından bile geçirmez. S17

“Aklın, doğurma kararında gerçekten çok az bir etkisi vardır. Buna karşılık çocuk doğurmama kararında aklın etkisi muhtemelen çok daha fazladır” s19

“Herkes çocuk yapabilir, ancak müstakbel annelerin çok azı esas hakikatin farkında: Çocuk sahibi olmak hayatın sonudur.” S22

Annelik ve anneliğe yüklenen erdemler, anneliğin zorunlu bir kader olduğu düne göre, bugün daha açık bir biçimde ortaya konmuş da değildir. Anne olmaya karar vermek, başta düşünüldüğü gibi daha iyi bir anneliği garanti etmez. Bunun nedeni karar verme özgürlüğünün bir aldatmaca olabilmesi değil, aynı zamanda bu özgürlüğün, sorumlulukların yükünü ciddi bir şekilde ağırlaştırılması ya da bireyciliğin ve ‘kendi tutkusu’nun artık çok güçlü olmasıdır” s23

 

Evliliğin kadınlara yüklendiği, erkekleri ise kayırdığı Durkheim'dan beri bilinmektedir s24

“Bu eğilimin kökeninde, bazı kadınların, bedenlerinin ve dolayısıyla da anneliklerinin bir şekilde ellerinden alınması olarak gördükleri hastane tekniklerini reddetmesi yatar” s45

“Eski annelik içgüdüsü kavramından kurtulduk sanılsa da, birçok içgüdü kavramı, bilimsel çalışma maskesi altında varlığını sürdürmektedir.” S51

Feminizmle uzaktan yakından ilişkisi bulunmayan Charles Darwin, 187l'de şöyle diyordu: "Kadın olağanüstü şefkati ve asgari egoizmi ile erkekten farklı gibi görünmektedir. Kadın, annelik içgüdüleri nedeniyle bu niteliklerini çocuklarına aşırı derecede gösterir; o halde bu niteliklerini genellikle başka yaratıklara yayması muhtemeldir. S64

Çocuk sahibi olmaya karar vermek kişinin sorumluluklarının artması demektir. Mükemmel bir çocuk hayali kuran anne bunun bedelini ödeyecektir s.69

Anneler bebeklerine kulak vermek, onları anlamayı ve cesaretlendirmeyi bilmek zorundadır. S69

20 yıldır tanık olduğumuz annelik devriminin merkezinde emzirme vardır. S73

Sonuç belli: İyi anne, emziren annedir s78

Erkek hakimiyetinin en iyi müttefiki, kendisine rağmen, masum bebek olmuştur. S102

Hedonist bireycilik acılar olmadan zevkleri ister ya da en azından zevklerin acılardan öncelikli olmasını. S173